Oyuncak Hikayesi 3

    Yazan: Sis Etiket: »
    Beğeniler



    Oyuncak hikayesi 3,serinin ilk iki filmine göre başarı çıtasını daha da yükselten bir devam filmi olmuş. Esas konuya girmeden önce konusunu kısaca özetliyeyim. Andy ( insan kahramanımız) artık büyümüş ve koleje gitmeye hazırlanıyor. Oyuncakları çok uzun süredir odasındaki bir sandığın içinde oynanmadan beklemeye alışmışlar. Kaderleri ise ya çöpe atılmak, ya tavan arasına kaldırılmak veya bir çocuk yuvasına bağışlanmak. Bir karışıklık sonucu yuvaya yollanan oyuncaklar yuvanın aslında oyuncaklar açısından ne kadar zor ve ölümcül bir yer olduğunu görünce oradan kurtulup aslında kendilerini tavan arasına kaldırma niyetinde olan Andy ' ye geri dönmeye çalışıyorlar.

    Filmdeki bana çok komik gelen sahneler arasında çilek kokulu ama çocukluk travması dolayısıyla psikopat ruhlu olan pembe ayı; Barbie ve Ken 'in o giysi tutkuları; Buzz Işıkyılının ayarlarının doğru yapılamamasıyla bir latin aşığa dönüşmesi var. Ama filmin en güzel yanı daha önceki filmlerde de olduğu üzere satır aralarında verdiği ahlaki dersler. Oyuncakların birlik duygusu, kötülere bile yardım eli uzatan iyi oyuncaklar, kötü olanın sonuna kadar kötü kalması ve başına gelenler ( pembe ayıcığın kamyon kasası önüne bağlanması sahnesinde resmen kahkaha attım ), güven, sevgi, beraberlik, vefa ve vefasızlık duyguları.

    Öylesine seyredip geçebileceğim bir film yaklaşık on gün önceki yeni eve taşınmamız sırasında oğlumun oyuncaklarını atmış olmam sayesinde bir duygu krizine dönüştü. Her ne kadar oğlum onaylamış da olsa oyuncakların atılmasını ( atma derken küçük yaştaki çocuklara verilmesi ) , bizi onların şu anki yaşamlarının nasıl olabileceği konusunda uzun bir konuşma yapma zorunda bıraktı. Tek tek tüm action manlerinin nerede ne yapıyor olabileceğini, legolarını allahtan Can abisine iade etmiş olduğunu, zeka oyunlarının mutlaka akıllı çocuklara gitmiş olabileceğini, dinazorlarının ve hayvan biblolarının belki de doğal park kurmak isteyen bir çocuğa ulaşmış olabileceğini vs vs uzun uzadıya konuştuk. Konuşmanın sonlarına doğru artık oyuncakları verdiğim için neredeyse suçluluk duygusuna kapılıyordum ki anne kartını oynayıp " tamam ama birlikte karar verdik,hem sen bana büyüdüm demiştin " çıkışıyla konuyu kapattım.

    Atılmayan tek oyuncağımız aşağıda resmi olan ayımız. Bu ayıcık oğlumla onun 7ci ayından taa 10 yaşına kadar birlikte oldu. Neredeyse sadece son 1.5 senedir yüzüne bakılmıyor ayıcığın. Yüzüne bakılmıyor dememe kanmayın, kitaplığındaki bir rafta duruyor ama artık onunla uyunmuyor. Allahım ne çektirdi bu ayı bana. Açık renk olması, her daim çocuğun elinde dolanması, bir de yatağına bile onunla girmesi ve sürekli ağzına yüzüne sürmesi bu ayının sık sık yıkanıp dezenfekte edilmesi sebebiydi. İyi hoş ama ayıyı yıkayabilmek için oğlanın görmez tarafını yakalamam gerekiyordu. İlk defa çamaşır makinesine attığımda çamaşır makinesinin önüne oturup makine durana kadar ağlamaklı gözlerle seyredip on saniyede bir " ama boğulmayacak de mi eminsin " diye sorarak beklemişti. Hadi makine olayı olmadı bari elimde yıkıyayım dediğimde ise lavabodan akan suyun altında ayıcığı sıkarken görüp " ama ama ayımın boynunu kırmaaaaa " diye bağırmıştı. Kuruması için çamaşır ipine asmam ise oğlumun saatlerce ayısını düşmesin diye tutmasıyla sonuçlanmıştı.



    Anlayacağınız bu mavi çirkin ayı oğlum için yaşayan bir varlıktı. Uyumasına yardımcı olsun diye yatağına koymamız neredeyse on yıl süren bir arkadaşlığın başlamasına sebep oldu. Görüştüğümüz pedagoglar da bu ayı arkadaşla ilişkisi belli bir düzeyde kaldıkça zarar değil aksine yarar sağlar diye ferman verince ayımız ailedeki kalıcı yerini aldı. Hala gözümün önüne gelen o çok sevimli anlarda ya oğlum gece korkup ayısının elinden tutup bizim yatağımıza gelip babasını " ayıma yer aç " diyerek bir kenara itmiştir veya gece korkup yatağında uyandığında sakinleşip uyuması ayısına sarılarak olmuştur. Ayının yemek yiyemeyeceğini veya su içemeyeceğini kolay anladı allahtan.

    Filmin diğer bir yönü ise açıkçası yaşamak istemeyeceğim bir şey. Andy kolej için evden ayrılırken kendimin aynı şeyi yaşamasını düşündüm. İlla ki geleceği ve eğitimi için uzağa gitmesi gerekirse içim kan da ağlasa yollayacağım ama hiç kolay olmayacak. Hele ki askere gitmesini falan henüz hayal bile edemiyorum.



    5 Kişi Yorum Yapmış.

    1. sis;beni aldın nerelere götürdün bu yazınla.hepimizin çocuklarının kendine özel ,halen sakladığımız oyuncakları var mutlaka.çocuklarına gösterebilecekleri,kendi çocukluklarından kalan özel bir şey.
      duygulandığımı söylemeden geçemiyeceğim:)

    2. su says:

      benide kendi çocukluğuma götürdün sis:) yani aramızda kalsın bırak adanın en özel oyuncağını,ben hala kendi en özelimi saklıyorum.ismi 'bella'..neden bella hatırlamıyorum ama inanırmısın hiç yanımdan eksik etmedim.kazık kadarım,89034 ev değiştirdim ama kolilere en özenle konan birkaç özel eşyamdan biri odur.Bellam her nekadar artık yüzüne bakılacak gibi değilsede olsun ben onu seviyorum :))

    3. d@phne says:

      ben niye hiç oyuncağımı hatırlamıyorum çocukluğumdan ya? vefasız mıyım? insanın bir tane iz bırakan oyuncağı olmaz mı? yoksa fakir miydik, oyuncağım olmadı mı benim hiç? ama bak bütün kitaplarımı tek tek ,kapaklarıyla hatırlarım. Ayşegül ve Dört Mevsim,Ayşegül Çiftlikte,Ayşegül Alışverişte ilk sevdiğim kitaplarım. Sonra Langelot ve Kare As serisi geliyor. Çocuk Kalbi, Küçük Prenses ve Pal Sokağı Çocukları daha sonraki yaşlarımdan unutamadıklarım. Ve en az 1000 kere okuduğum bir Çalıkuşu var ki şu an bile her hangi bir sahafta rastlasam tanırım. :))

    4. Sishyphos says:

      ahahaha hadi be,Erzurumda lojmandaki evde oynadığımız kağıt bebekleri de mi hatırlamıyorsun? Neydi serinin adı,Ayşegül diyesim geliyor. ne pembe dizi senaryoları yazar ve oynatırdık o kağıt bebeklere :)

    5. Sis, küstük mü?

      KIRMIZI ADAM

    Siz de Yorum yapın