Floransa Büyücüsü-Salman Rushdie

    Yazan: Sis Etiket: »
    Beğeniler


    Yazarı :Salman Rushdie
    Türü :Roman
    Yayınevi :Can Yayınları
    Sayfa Sayısı:389
    Çevirmen :Begüm Kovulmaz

    Roman, Türkçede Babür İmparatorluğu olarak bilinen ‘Mughal İmparatorluğu’nun sarayında başlar. İmparator Ekber'in sarayına uzun boylu,güzel sarı saçlı çok güzel bir gezgin gelir.Ardından gezginin hikayesine geçiş yaparız.Korsan gemisindeki dolandırıcı mı yoksa büyücü mü olduğu belirsiz Uccello ile tanışırız.Uccello, Mogol dell’Amore ve Niccolo Vespucci bu gizemli adamın kendine verdiği isimlerdir.
    Medici Floransa 'sındaki üç çocuğun üzerinden başlar aslında bu hikaye.Niccolò ‘il Machia ,Ago Vespucci ( sonradan kendine Niccolo Vespucci adını vermiştir ) ve Antonino Argalia ( sonradan Osmanlıya esir düşüp en büyük yeniçeri ağalarından biri olacak olan Türk Argalia ).Bu üç arkadaşın hikayelerini bize aktaran masalcı Salman Rushdie,bizi onların öyküleri içinde Floransa,Hindistan ,Osmanlı İmparatorluğu ,Fas gibi dönemin egzotik ülkelerinde yaşanan bir masal dünyasına sokar.
    Bu dünyada karşımıza çıkanlar ise;acımasız ama bir o kadar da düşünen bir beyine sahip olan ,gülelimmi düşünelimmi karar veremediğimiz büyük imparator Ekber;kendisine tüm cariyelerinin hayalinden yarattığı baş hanımı Codha,ideal kadın ve Ekber 'in aynası ;bilge veziri Birbal;Ünlü korsan ve denizci Andrea Doria;Osmanlı cariyesi Floransalı bellek sarayı ( bir büyük askerin kendi hayat öyküsünü beynine acımasızlıkla nakış gibi işlediği kadın );kayıp Babür prensesi, Qara Koz (tabii ki Kara Göz anlamında ) sonradan Argalia'nın büyük aşkı olacak olan ve kitaba ismini veren Floransa büyücüsü güzeller güzeli kadın yeni adı ile Angelica ve ikizi kadar kendine benzeyen yardımcısı Ayna.
    Tüm bu insanların hayatlarında seyahat ederken ,bir imparatorun felsefi yaklaşımlarına,aradığı aşkı bulan İl Machia'nın bu aşka tutsak oluşuna,Birbal'in din ve dine inanmayanlarla ilgili çok sivri sayılabilecek söylemlerine,Andrea Doria'nın büyük ama bir o kadar da kurnaz olan savaşcı yeteneklerine,Argalia'nın Kara Göz ile olan büyük aşkına ve fedakarlığına,masalın geçtiği coğrafyaların büyüyle içiçe geçirilmiş muhteşem özelliklerine tanık oluruz.
    beni ince dili,yarattığı masal dünyası ve sıkı bir zeka gerektiren olay zaman ve konu örgüsü ile gerçekten etkileyen bir kitap oldu.

    Salman Rushdie demiş ki :yıllarca araştırma yapmamı gerektiren bir kitap oldu bu,ki sonuna kadar haklı.
    Aşağıdaki yazı ise New York Times'dan alıntıdır.JOYCE CAROL OATES tarafından yazılmıştır.

    Salman Rushdie’nin romanı, Türkçede Babür İmparatorluğu olarak bilinen ‘Mughal İmparatorluğu’nun sarayında başlar. İmparator Ekber’in sarayına sarı saçlı genç ve güzel Avrupalı bir gezgin gelir. Kendisine ‘Mogor dell’Amore’ diyen bu adam, İmparator Ekber’e akraba olduklarını söyler ve iddiasını kanıtlayacak hikâyesini anlatmaya koyulur. Hikâye Ekber’in büyükbabası Babar’ın kardeşi, kayıp Babür prensesi, Qara Koz (tabii ki Kara Göz anlamına gelir...) üzerinedir. Babür Sarayı’ndan Özbek kumandanın çadırına, İran Şahına, Osmanlı ordularının kumandanına ve en son Floransalı asker Argalia’nın ülkesine uzanan bir hikâyedir bu. Floransa yeni adıyla Angelica’nın güzelliği karşısında öyle büyülenir ki ona Floransa Büyücüsü adını verirler. Angelica’nın gayreti ise bir kadın olarak kendi yazgısına egemen olabilmektir. Angelica’nın Floransa’daki hikâyesine Amerigo Vespucci, Machiavelli, Raffaello gibi tarihi kişilikler de katılır. Roman esas olarak Mogor dell’Amore’un bu gerçekliği kadar yalan olması da şüpheli, çok katmanlı hikâyesinden oluşur.
    Rushdie’nin, 15. ve 16. yüzyıl Floransa’sında ve Hindistan’ın Mughal İmparatorluğu’nun başkenti Fetihpur Sikri’de geçen, inceden inceye kinayeleştirilmiş bir ‘aşk macerası’ olan yeni romanı Floransa Büyücüsü’nün stratejisi, destanların ve peri masallarının güleç ve kurnaz üslübunun izinden gitmek ve arketipik masalcı Şehrazat’ın Binbir Gece’de yaptığı gibi mübalağa etmek. Rushdie’nin karakterlerinin ve içerisinde yer aldıkları hikâyenin mübalağası komik-destansı bir üslupla sunuluyor, çünkü Floransa Büyücüsü aynı zamanda, John Barth (Giles Goat-Boy (Keçi Güden Giles), Masal Masal İçinde), Italo Calvino (Görünmez Kentler, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu) ve Gabriel García Marquez (Yüzyıllık Yanlızlık, Başkan Babamızın Sonbaharı) gibi üstkurmaca yazarlarının farklı şekillerde etkilerini taşıyan postmodern bir kurmaca eser. Bu bir ‘tarihsel roman’ olmasının yanı sıra aynı zamanda, despot Mughal hükümdarını hikâye anlatma becerisiyle cezbeden gözü pek başkahramanı (“sadece kendisi olmakla kalmayıp kendisini bir seyirliğe dönüştüren” büyücü, şarlatan, sahtekâr, sanatçı) Niccolò Vespucci’den aşağı kalır yanı olmayan, usta bir hikâyecinin, Rushdie’nin elinden çıkma bir, ‘tür parodisi’.
    Rushdie’nin hikâyeci-kahramanı bir bakıma sıra dışı bir insan: Batı’dan gelen bu cesur gezgin, zaman içinde öğreniyoruz ki en yakın çocukluk arkadaşı Niccolò ‘il Machia’dan (Machiavelli) sonra adını Niccolò Vespucci olarak değiştiren Floransa’lı Ago Vespucci’ymiş -onu ilk görüşümüzde ‘bir tanrı gibi’ ayakta durarak bir öküz arabasında ilerliyor ve ‘kirli sarı’ saçları ‘gölün altın suları gibi’ yüzünün çevresinden akıyor.
    Egzotik Hindistan’a gelen bu Batılı gezgin ‘alenen güzel’ bir yüze sahip. Her nasılsa yedi dil edinmiş: İtalyanca, İspanyolca, Farsça, Rusça, İngilizce ve Portekizce; ve onu “kapısından buralara kadar geitren de olağanüstü hikâyeler, özellikle içlerinden biri; bir servet kazanmasına ya da canından olmasına yol açabilecek bir hikâye.” Genç erkeklerin macelarının anlatıldığı hikâyelerin en eski ve ebedi olanlarındaki gibi bu taze gezgin de ziyaret ettiği bu yabancı yeni diyarın hükümdarı olan bir dinleyici arar ve bulduğu hükümdar, gaddar olması muhtemel fakat genç adamın girginliği ve sevimliliği sayesinde ona kanı ısınan, ondan yaşça büyük bir aile reisi olur. Eğer genç adamın aradığı bir babaysa, yaşça ondan büyük olan bu adamın aradığı da bir erkek evlattır: beklenildiği gibi gezginin karşılaştığı Mughar hükümdarı Büyük Ekber’in (1542-1605) onu hayal kırıklığına uğratan oğulları vardır ve güvenebileceği bir genç adamın özlemini çekmektedir.
    Ekber: bir filozof-şah
    Ekber, kendisini ‘Mogor dell’Amore’ olarak tanıtan bu sarı saçlı gezginin bir şarlatan olduğundan şüphelense de onunla tanışır tanışmaz cazibesine yenik düşer: “Bu genç adam ne kadar da yakışıklıydı, kendinden nasıl da emin, nasıl da gururluydu. Gözle görülmeyen bir şey daha vardı delikanlıda; onu Şah’ın maiyetindeki yüzlerce kişiden daha şayanı dikkat kılan bir sır.”
    Rushdie’nin takdim edişiyle Ekber, hem derin düşüncelere dalan ve içerisine doğduğu gelenekleri sorgulayan bir filozof-şah - “Belki de gerçek bir din yoktu... Her şeyin merkezinde olan insandır, Tanrı değil, diyebilmek istiyordu”- hem de bir bakıma bir dalgacı, gülünç bir şekilde abartılmış devasa-mitsel bir figür.
    Rushdie’nin folklorun ve peri masallarının neşeyle tiye alındığı büyüleyici kitabı Harun ile Öyküler Denizi güldürüsüne benzer neşeli, şaka yollu, uzun uzadıya ve daha fazla edebi tutkuyla tekrarlanan süslü sözler Floransa Büyücü’nün pek çok kısmında yer buluyor. Ekber’i ne zaman ciddiye alacağımız veya Rushdie’nin ne zaman okuyucuyu ona gülmeye davet ettiği belli olmuyor: “Şah’ın çekik ve iri gözleri, hülyalı genç bir kadını ya da karayı arayan bir denizcinin gözleri gibi sonsuzluğa dalıp giderdi. Dudakları dolgundu, kadınsı bir ifadeyle hafifçe sarkardı. Bu kadınsı vurgular bir yana, heybetli bir adamdı, cüsseli ve güçlüydü. Genç bir delikanlıyken çıplak elleriyle bir dişi kaplanı boğmuş, sonra yaptığı şey yüzünden çılgına dönüp bir daha asla et yemeyeceğine yemin etmiş ve vejetaryen olmuştu. Müslüman bir vejetaryen, sadece barış isteyen bir savaşçı, bir filozof-imparator; birbiriyle çelişen beyanlardı bunlar. İşte bu memleketin bildiği en muazzam hükümdar böyle biriydi.”
    Ekber bir tiran olmadığında ısrar ediyor ve inanıyor ki “Kadir-i Mutlak’ın mekânında bütün sesler istediğini söylemekte özgürdür,” fakat yine de eski bir düşmanının torununu idam ediyor: “Sonra aniden Allahu Ekber; Allah büyüktür; ya da, bir ihtimal, Allah Ekber’dir diye haykırmış ve çalımlı veledin küstah, çok bilmiş ve dolayısıyla lüzumsuz kellesini uçurmuştu... Şah yalnızca sulugözlü mızmızların celladı olan bir barbar filozof değil, yanı sıra dalkavukluk ve yağcılık bağımlısı bir bencildi, fakat her şeye rağmen bir yandan da başka türlü bir dünyanın özlemini çekiyordu...”
    Ekber’in özlemini çektiği dünya Batıdır: Rushdie’nin merak uyandıran yüzlerce sayfa yazmasını gerektiren son derece dolambaçlı bir hikâyesi olan sarı saçlı Mogor dell’Amore’un kisvesi altında ayağına gelen Batı.
    Hükümdar ve sarı saçlı gezginin güldürü kitaplarındaki simaları akla getirecek kadar abartılmaları gibi, Rushdie’nin kadın büyücüleri de alay edilircesine abartılıyor. Sayısız kraliçeleri ve metresleri arasından, kendi cinsel fantezileri dışında varlık bile göstermeyen, “Geçmişi olmayan, maziden bağımsız, daha doğrusu, sahip olduğu geçmişi, ancak hükümdarın lütfettiği kadar bir kadın olan” Codha, Ekber’in gözdesi oluyor. İşte o Ekber’in ideal kadını veya ‘ayna’sı...
    Fakat Ekber’in bilinç altından fışkıran bu dişilik idealine, Floransa Büyücüsü’nün etrafında inşa edildiği şu anlayış bahşedilmiş: Hindistan nasıl ki Batı Avrupa tarafından büyülendiyse Batı Avrupa da Hindistan tarafından büyülenmiştir. “Bu şehir, Sikri, onlar için bir periler ülkesiydi, aynı şekilde Codha’nın havsalası da onların İngiltere, Portekiz, Hollanda ve Fransa’sını almıyordu. Dünya yekpare, her yanı aynı değildi. Biz onların rüyasıyız demişti Şah’a, onlar da bizim rüyalarımız.” Ve: “Garp memleketleri, Şark’ta tekdüze yaşamlar süren halkların kavrayamayacağı kadar egzotik ve gerçeküstü..”
    Floransa Büyücüsü tarih kitaplarından ve makalelerinden oluşan küçük puntolarla basılmış beş sayfalık bir bibliyografya içermesine ve ‘tarihsel’ roman olarak nitelendirilmesine rağmen, geleneksel anlamda ‘tarihsel roman’ beklentisinde olan okuyucunun önceden ikaz edilmesi gerekiyor: Söz konusu olan şen şakrak bir edayla postmodern büyülü gerçekçilikle harmanlanmış bir ‘tarih’. Bu kıdemli sanatçı-yazar çok şakacı ve kültürel karşıtlıklardaki büyünün gücüne dair gelmiş geçmiş en hareketli en muzip hikâyesine ruhsuz ‘gerçekliği’ dahil edemeyecek kadar coşkun bir üslupçu: “Biz onların rüyasıyız... onlar da bizim.”




    8 Kişi Yorum Yapmış.

    1. Sishyphos,

      Bana yazdığınız yorumları siz mi sildiniz, teknik bir arıza mı söz konusu. Eğer neden ilki ise ufacık bır açıklama istemem yanlış mı olur?
      Sevgiler...

    2. Sishyphos says:

      Ben yazdığım hiç bir şeyi silmedim ki???
      Hangi yorumumdan bahsettiniz acaba?Link verebilirmisiniz.
      Sorduğunuz açıklamadan bile haberim yok:S:S

    3. Sishyphos says:

      Ayrıca sizin bloğunuza yazdığım bir yorumu ben silmiş olsam o yorum sonsuza kadar şeklinde kaldırılmaz.ismim kalır ve yazar bu yorumu sildi diye not düşülür..
      eğer alta verdiğim linkteki yazınız ise bahsettiğim;ki bu link olmasını düşünme sebebim de benim yorum gerçekten uçmuş ama hepten uçmuş,ama sizin bana verdiğiniz cevap duruyor.böyle bir silme işlemini benim sizin blogunuzda yapmama imkan yok.

      http://asunungunlugu.blogspot.com/2009/11/yagmurun-hatrlattklar-5.html

      eğer bahsettiğiniz sayfanın linkini verirseniz konuyu çözeriz.
      sileceğim yorumu yazmam zaten ben.

    4. http://asunungunlugu.blogspot.com/2009/11/en-gfuzel-hediye.html



      http://asunungunlugu.blogspot.com/2009/11/mutlu-yllar-pacoz.html


      Hemen gördüğüm bunlar. Teknik bir şey ise hiç uğraşmayın. Ama hepsi birden silinmiş olunca doğrusu farkında olmadan kıracak bir şey mi yaptım diye düşündüm. İşin tuhafı bana son yorum yazan bir arkadaşın daha en az beş yorumu gitmiş.Çok teşekkür ederim ilginize. Tekrarlıyorum. Böyle bir şeyin hesabının sorulmayacağının bilincindeyim. Ama merak ettim doğrusu.
      Sevgiler...

    5. Sishyphos says:

      Haklısınız silinmişler.ama dediğim gibi,ismim bile kalmadan silme yetisi ancak blog sahibindedir.bu yorumu sil der blog sahibi ve altından da sonsuza dek kaldır seçeneğini seçer.ancak o şekilde ismim dahil kaybolur.ben kendim silmiş olsam bu yorum yazarı tarafından kaldırıldı ibaresini görürsünüz.eğer bloğunuzdaki başka bir yetkili kaldırmış olsa bu yorum bir blog yöneticisi tarafından kaldırıldı ibaresini görürsünüz.
      bence olay sizin teknik ayarlarınızdan kaynaklanmaktadır

    6. Önce yorduğum için özür diliyor, bir kez daha teşekkür ediyorum...

    7. Sishyphos says:

      Estağfurullah,yormak ne demek..
      Çapım dahilinde teknik yardım isterseniz elimden geleni yapmaya çalışırım her zaman.

    8. Mixx says:

      (: sorunn çözulmüşe benziyor(:

      gelelim yazınnıza bir roman sever olarak kitap içeriği hoşuma gitti..En kısa zamanda alıp okuyacagım(:

    Siz de Yorum yapın