Kafası Güzel Filler ve En Acayip Deneyler

    Yazan: Sis Etiket: »
    Beğeniler


    Yazar : Alex Boese
    Yayın Evi :Gürer Yayınevi
    Çevirmen :Turgut Gürer
    Sayfa Sayısı : 309
    Basım Yeri / Tarihi :İstanbul 2011 / Nisan
    Türü : Şaibeli

    İnsanlık tüm gelişmelerini cesur ve sınır, akıl, mantık tanımayan bilim adamları ve araştırmacılar sayesinde yapmıştır. Kabul edilmesinden duyulan çekinme bir yana Nazilerin yaptığı o vahşi ve insanlık suçu olan deneyler bile günümüzde rahatlıkla kullanabildiğimiz çok şeyin başlangıcı olmuştur. Bu kitap Nazi tarzı deneyleri kesinlikle içermiyor. İçerdiği deneyler için şu kriterleri esas almış yazar.
    1-En az bir bilimsel makale ile deneyin tanıtılmış olması.
    2-Kasıtlı cana zarar verme olmaması.

    En sevdiklerimden örnekler vererek kitabı tanıtmaya çalışayım.

    Şarap eksperlerini bilirsiniz. Hani sadece koklayıp da " uhmmm sene 1877, mekan Fransa , üzüm cabernet sauvignon, ama keşke bir sonraki seneye dek üzüm sopada kalsaymış " diyen ukalaları yani.. Bu deney onlar üzerinde yapılmış. 1998 de 44 şarap eksperi tadıma davet edildi. İki tur şeklinde kırmızı ve beyaz şarapları tatmaları istendi. Bilmedikleri şu idi. İlk tur ve ikinci turdaki şaraplar tümüyle aynı idi. Bazılarında beyazlara tat ve koku değişikliği yapmayan katkılar eklenmişti. Sonuçta tüm eksperler fosladı. Ardından gelen yeni deneyde ilk sunulanın sıradan sofra şarabı, öbürünün ise birinci sınıf bir bağ mahsulü olduğu bilgisi verildi. Aslında iki şarap da aynı idi. Deneyin sonunda eksperler yine çuvalladı. Deney bilimsel olarak şunları kanıtladı:
    1- Beynimiz görme duyusuna diğer duygulardan daha fazla önem veriyor ( renklendirilmiş beyaz şarap sırf rengi yüzünden kırmızı olarak kabul ediliyor).
    2- Eksper ne kadar deneyimli ise renk aldatmacasına o kadar kolay kanıyor, bu da bize görsel koşullandırmanın önemini gösteriyor.

    Bu sanırım medya sayesinde daha çok bilinen bir deney. Araştırmacı deneklere biri beyaz, diğeri siyah formalı iki takımın basket maçını seyrettiriyor. Ve aralarında kaç kere paslaştıklarını saymalarını istiyor. Deneklere pas sayısı sorulduğunda gelen cevabı umursamayıp şu soruyu soruyorlar " Peki gorili fark ettiniz mi? " Çünkü seyredilen kayıtta arada bir yerde goril kıyafetli birisi saha içinde dolanıyor.1998 de yapılan bu deneyde deneklerin % 50 si gorili göremedi. İlginç olan; siyah formalı takımın paslarını sayması istenen denek grubu gorili daha yüksek bir yüzde ile gördüler. Sebep büyük olasılıkla beyaz olan her şeyi elimine edip siyaha odaklanmalarıydı.

    Bir fil bara girer ve barmeni kimin belleği daha güçlü yarışmasına davet eder. "Kaybeden içkileri öder " der fil. 1950 de yapılan deneylere göre filler unutmuyor. Barmen umarız unutkandır.

    Yine bir deneydeyiz. Bir odada oturup aklımıza gelen her şeyi söylüyoruz. Birden deney yöneticisi diyor ki " az önceki gibi aklınıza gelen her şeyi söyleyin ama sakın " beyaz ayı " demeyin ve ne zaman aklınıza " beyaz ayı " gelirse zile basın. Sonuç mu? Psikolojide adına " yoksunluk etkisi" denen şey keşfedildi. O ana kadar akıllarına bile gelmediği halde beyaz ayı fikirlerinden çıkmaz oldu. Beyaz ayıları bir kere davet edince onlardan kurtulmak zor oluyor.

    Kediler uyur gezer olabilir mi ? 1965 senesinde beynin uyku bölümünde yapılan araştırmalarda düzinelerce kedinin beyni ameliyat edilmiş. Farklı beyin bölgelerindeki işlemlere göre kedilerin avcı, ilgisiz, uykulu, saldırgan gibi davranış özellikleri gösterdikleri kanıtlanmış. Ama Duman bana dile gelip " abla valla uyurgezerim öyle kemirdim pc kablolarını" dese inanmam.

    Kitaba adını veren olay ise biraz dokunaklı bir hikaye. 1962 yılında CIA tarafından da desteklenen LSD araştırmalarında denek olan fil Tusco tabir caiz ise bok yoluna öldü gitti. Verilen LSD dozunun etkisini araştıran bu bilim adamları ne sonuca ulaşabildiler ne de fil Tusconun ölümünü açıklayabildiler. Normal bir insana verilen dozun üç bin katını vermişlerdi. ve fil tümüyle plan dışında kalan bir şekilde öldü. Tabii basın bu haberi diline doladı ve günlerce sansasyonel bir şekilde manşetler atıldı. Daha sonraki yıllarda denek olan filler ise ölmeyi bir yana bırak sadece kısa sürelerle sersemlediler. Rahmetli Tusko ise 1990 yılında bir müzik grubuna adını verdi ( Tusko fatale) ve adına bir şarkı yapıldı.

    Eski Lassie dizisini bilirsiniz. Timmy sık sık " Lassie koş yardım getir" diye bağırır bizim köpek de zıpkın gibi fırlar ve artık doktor, polis, itfaiyeci; tam da kim gerekiyorsa yardım için onu bulur ve getirir. Bunu deneyen araştırmacılar 12 köpek sahibinden açık arazide köpeklerini dolaştırırken kalp krizi geçiriyor numarası yapmalarını istedi. Amaç köpeklerin gerçekten tanımadıkları insanlardan yardım istemeye kalkıp kalkmayacaklarını görmekti. Sonuç : en fazla tepki gösteren köpek bile sadece patileriyle biraz yerde yatan sahiplerini dürtüklediler, diğerleri ise aval aval dolandı. Sadece bir fino koşa koşa gidip tanımadığı bir adamın kucağına atladı, Ama onun da sebebi " Hav, ne yapalım, sahibim öldü. Yeni bir sahibe ihtiyacım var" diye düşünmesi olabilir. Deneyle tatmin olmayan araştırmacılar bu sefer 15 köpek sahibinin kapalı bir mekanda üzerlerine kitap rafı devrilmesini sağladılar. Yerde rafın altında sıkışmış halde köpeklerini yardım getirmeye sözle teşvik ettiler. Sonuç: bir köpek bile yerinden fırlamadı. Yani hayat kurtaran kuçular sadece bir şehir efsanesi.

    1977 yılında James Pennebaker kafayı bar kapanış saatine doğru kadınlar daha mı güzel olur fikrine taktı ( Kesinlikle Amerikada işi olmayan çok insan dolanıyor ki böyle şeylere kafayı takabiliyorlar). Barlara farklı saatlerde giden ekipler yalnız gözüken kadın ve erkek müşterilere yanaştılar. Sonra bu müşterilerden karşı taraftaki kişiyi puanlamaları istendi. kesinlikle kapanışa yakın saatte denek olan erkekler kadınlara daha yüksek puan veriyordu.

    1978 yılında ise daha farklı bir deney yapıldı. Bir yabancıdan gelen cinsel ilişki teklifine hangi cinsiyetin daha sıcak baktığını merak etti araştırmacılar. Gönüllü psikoloji öğrencileri kampüste dolaşıp hiç tanımadıkları karşı cinsiyetten olan kişilere direkt " Bu gece benimle yatar mısın? " sorusunu sordu. Tek bir kadın bile evet demedi ama erkeklerin % 75 i memnuniyetle kabul edip hatta bazıları neden akşama kadar beklemek zorunda olduklarını bile sordu. Bu deneyi unutmayın ve sıradan bir tipseniz, bir gün yanınıza çok güzel bir kadın yanaşıp sex teklif ederse hemen sevinmek yerine yine o deneyin yapıldığını düşünün.

    Kaka iğrenç bir şeydir. Bu iğrenme duygusu da bizi dışkılardan dolayısıyla enfeksiyondan uzak tutar. Peki neden bir anne gönüllü olarak ve de hiç iğrenmeden bebeğinin dışkısıyla haşır neşir olur ve rahatsız olmaz? Üç psikolog bunun sebebini merak etti ve 13 anneye kendi bebeklerinin ve tanımadıkları bir bebeğin kirli bezlerini koklattılar. Az iğrenç olarak kendi bebeklerinin bezlerini bulmaları yetmezmiş gibi bir de kör koklama testinde tüm anneler kendi bebeklerinin bezini istisnasız buldu. Sonuç: leş gibi de koksak, çirkin iğrenç bir insan da olsak sadece tek bir kişi bizim harika olduğumuzu düşünür, o da annemiz.

    Das Experiment filmini bilirsiniz. Bu filme ilham olan deney 1960 ların başında Yale üniversitesinde yapıldı. Araştırmacı Stanley Milgram Yahudi soykırımını araştırıken Alman vatandaşlarının neden milyonlarca insanı öldürme katletme emirlerine itaat ettiğini merak etti. Otoriteye itaat Alman toplumuna mı özgüydü yoksa Amerikan halkı da emir alsa aynı şeyi yapar mıydı ? Rastgele seçilen denekler otoriter bir kişiden bir başkasına düzeyi gittikçe artan zalimlikler yapmasını istedikleri bir durumda bırakıldılar. Denekler istedikleri anda kalkıp gitme özgürlüğüne sahipti ve baskı ya da tehditle korkuyla zalimlik yapmaya zorlanmadılar. Bin kişi üzerinde yapılan deneyde alınan sonuç korkutucu idi. Hiç biri bir başka insana zarar verdiğini hatta ölümüne sebep olabileceğini gördüğü halde otoriter kişiden aldığı emirleri uygulamama yolunu seçmemişti. Otoriter kişi dur diyene kadar deneydeki diğer şahısa elektrik akımı vermeye ( verdiğini sanıyordu) devam etmişlerdi. Chicagoda benzer bir deney şempanzelerle yapıldı. Şempanzelerin önlerine yemek gelmesi için bir zinciri çekmeleri gerekiyordu ama bu zincir çekildiğinde yan kafesteki maymun yüksek frekanslı bir şok yiyordu. Komşusunun acısına tanık olan maymunlar zinciri ikinci defa çekmeyi redetti. Kendi türlerinden birine acı vermek yerine 12 güne kadar uzayan sürelerde açlıktan kıvranmayı tercih ettiler. Primat kuzenlerimizden öğreneceğimiz çok şey de yok mu sizce?

    Bu da kitabın arka kapak ve tanıtım yazısı.

    Zombi Kediler, Görünmez Goriller, Gıdıklama Makinesi, Keçilerle Bakışan Adam, Hamamböceği Stadyumu, Dünyanın Sona Ermediği Gün… “Kafası Güzel Filler” sizi güldürecek, “insaf artık!” dedirtecek, iğrendirecek, şok edecek, eğlendirecek, sabah akşam konuşturacak; bugüne dek yapılmış en acayip deneylerle dolu.
    Zor kadını oynayan kadınların daha mı çok rağbet göreceğini gösteren deneyden, iyi huylu bir insanın karanlık yönünün nasıl ortaya çıktığını anlatan itaat deneyine; günlük hayatta gördüklerimizin rüyalarımıza etkilerinden, beynin haz tuşuna, insan-maymun melezleme deneylerine, maskeli gıdıklayıcıya, Soğuk Savaş döneminde kafa nakli çalışmalarına kadar neleri bilmediğinizi öğrenince çok şaşıracaksınız.
    Gözleriniz açık nasıl uyursunuz?”, “Frankenstein’a esin kaynağı olan adam kimdi? Yeşil yandığında arkanızdaki araba korna çalmasın diye ne yapılabilir? Tanımadığınız biri sizden istiyor diye masum birine elektrik verir misiniz? Önünüze gelene ‘Benimle yatar mısınız?’ derseniz ne olur? Çocukluk anılarınız sahte olabilir mi?, Kadınlar mı erkekler mi daha çok gaz çıkartır? Nükleer savaştan sonra hangi canlı hayatta kalacak? Kadınlar bir arada yaşayınca neden aynı anda âdet görürler?
    Anneler bebeklerini kaka kokusundan tanıyabilir mi? Bu kitapta bunun gibi pek çok sorunun yanıtını keşfedeceksiniz. Aralarında “Deney- Das Experiment” filmine konu olan sahte hapishane deneyinin de yer aldığı, sınırları zorlayan ünlü deneyleri yazarın komik üslubuyla bir solukta okuyacaksınız.

    3 Kişi Yorum Yapmış.

    1. evrim says:

      Edinilesi.. :)
      E.

    2. Gecenin ilerleyen bir saatinde bazan bir atakla, derin uykumdan çarpıntıyla uyanıp doğruluyorum.
      Uzun koridorun sonundaki salondan Paçoz derin uykusundan fırlıyor kapımda sessizce beni izliyor.
      Ben yatınca gidip uykusuna devam ediyor. Ben ona hiç bir şey öğretemedim. Hala çocukların yanında " otur" komutuna uymayıp beni rezil ediyor ama iş duygulara ve güdülere gelince yukarıdakine benzer o kadar çok örneğim var ki. Senin yazının bire bir yorumu değil ama içimden yazmak geldi n'apıym.:))

    3. Sishyphos says:

      @ Evrim,
      Eğer yorumladığım kitapları edinilesi diye etiketleyeceksen kitaplığında bir kısmı garip kitaplara ayıracaksın demektir. Niyeyse bu aralar okuma zevkim çok değişti de. Elimdeki kitabın adı " s*ttiret " mesela :)

      @ Asucum,

      Köpeklerde o tarz duygu etkileşmeleriyle ilgili bir deney valla yoktu kitapta. Belki de köpeklerin sahiplerinin duygularından etkilenmeleri acaip bir şey olmadığı için mevcut deneyler kitaba alınmamıştır.

    Siz de Yorum yapın