En Büyük Aşkım

    Yazan: Sis Etiket: »
    Beğeniler



    Sene 1984.İstanbul'a geleli daha 2 sene bile olmamış bir üniversite öğrencisiyim.Kaldığım yurdun yeri yakın olduğu için çok sık Sultanahmet civarlarında
    dolanmaktayım.Ve Arkeoloji Müzesinin bahçesini keşfettim bir bahar günü.O tarihin içinde oturup ders çalışmak veya kitabımı okumak sık sık yaptığım bir şey
    haline geldi.Hava güzel,bahçe güzel,ben yalnız kalmayı seviyorum,eeh mekan güzel tarihi kokluyorsun.Hemen her gün kapanış saatine kadar orada vakit geçirmeye başladım.


    Bir gün kitaptan sıkıldım belki ya da onca zamandır gelip hiç müzeyi gezmediğimi fark ettim.Ve içeri girip heykeller mumyalar buluntular diye gezinirken birden O'nunla karşılaştım.İçerinin loş olmasının ve O'na yapılmış aydınlatmanın etkisi var mıydı bilemiyorum.Dört tarafında dolandım.Aramızdaki cama nasıl öfkelendiğimi hatırlıyorum.Dokunamadım O'na.Halbuki ellerimde o sertliğini hissetmeye,parmaklarımla kavislerini okşamaya,zamanın açtığı her bir ince sıyrığı her bir izi hissetmeye,içindeki hayatın parmaklarımdan bana akmasına ihtiyacım vardı.İlk görüşte aşk bu olsa diye düşündüğümü hatırlıyorum.Dört bir tarafındaki bankların herbirine ne kadar süre oturup sadece O'na baktığımı bilmiyorum ama kapanış saatine kadar müzede başka bir bölüme adım atmadım.Her bir heykelcikteki ifadenin ayrı olması,üzerinden geçmiş binlerce yıla rağmen mermerinin muhteşemliği,savaşçıların acı çeken ifadeleri daha şimdi aklıma gelmeyen bir çok detaydı beni O'na bağlayan.
    Sonraki rutinim şu hale geldi.Müzenin bahçesine oturup bir şeyler okumak ve bir yandan da aklım onunla dolu olduğu halde sanki randevumuzu geciktirir gibi içeri girişimi ertelemek ama bir yandan o ilk karşılaşma anında nefesimin kesilmesinin verdiği heyecanı öncesinden yaşamaya başlamak.Ve sonra yine karşılaşmamız.Her biri bir ilk randevu,ilk öpücük ilk sevişme tadında.Saatlerimi onunla geçirmek ve zamanın akmasından ölesiye nefret etmek.Ayrılış anımız geldiğinde içimdeki burukluk ve acının can yakıcılığının büyüklüğü.Ama bir yandan ertesi gün tekrar gelebilmek için kendime program yapmak.
    O ilk günden sonra kaç kere gittiğimi bilmiyorum.Tüm sevgililerimi O'nunla tanıştırdım.Bana ''üff hadi ama çok durduk''diyenlerin yaşamımdaki süreleri kısa oldu.Belki hiçbiri O'na benim kadar aşkla bağlanmadılar ama en azından bu aşkıma saygı duyanlarla ilişkim sürebildi.
    Ve yaklaşık iki sene önce O'nu belkide O'nu aldattığım tek aşkımla tanıştırdım,oğlumla.Ve ne mutluyum ki oğlum O'na aşık olmasa da benim için değerini
    anlamaya çalıştı ve O'nu sevdi.
    Ve işte benim büyük aşkımın resimleri


    Evet O İskender Lahdi.son olarak da biraz gerçek bilgi O'nun hakkında size.
    Eski çagin en güzel eserlerinden biri olan Büyük Iskender'in lahdi de burada bulunuyor. 1887'de, Lübnan'in Sayda Sehri yakinlarinda Türk müzelerinin kurucusu
    Osman Hamdi Bey tarafindan ortaya çikarilarak Istanbul'a getirilen bu lahid, en iyi korunmus bir eserdir.
    Beyaz ve temiz bir mermerden yapilan lahdin, ev çatisi gibi üçgen bir kapagi vardir. Lahdin degeri, üzerindeki kabartmak heykellerden ileri geliyor. M.Ö.4. yüzyilda hüküm süren Makedonya Krali Iskender için yapilan bu lahdin uzun yanlarindan birinde Iskender'in Perslerle yaptigi savas tasvir postu basligi ile ve saha kalkmis atinin üzerinde gösteren bir kabartma var. Sag uçta ise savasan askerler yeraliyor.Lahdin öbür yaninda bir av sahnesi görüyoruz. Iskender burada atini dörtnal sürerken görülüyor.Ölçü. Ahenk, güzellik ve anlam bakimindan. Eski çag heykelciliginin saheserlerinden sayilan lahid, seyredenleri hayran birakmaktadir.Bir ihtimalde ise Sidon'un son kralı Abdalonymos'a ait olduğu sanılmaktadır.

    3 Kişi Yorum Yapmış.

    1. Adsız says:

      aşkınız bir taş mı yani....
      dinimiz bize putları yasaklar.islamda taşa putlara inanmak ibadet etmek yoktur.
      nesiniz siz??

    2. Sishyphos says:

      sana bir şey demiyorm adsız.takıl kafana göre

    3. Filiz says:

      Aşkı tapmak olarak düşünenlere hayret ediyorum. Sanırım kendilerini köle olarak hissediyorlar.
      Sishypos sabrına hayran kaldım. Çok güzel sanat eserleri bizlerle paylaştığın için teşekkürler. Senin tarihe ve sanat eserlerine
      düşkünlüğün ortada zaten. Benim de ilgi alanlarımın içinde her zaman
      ilk sıralarda yerini almıştır. Arkeoloji müzesine girdiğimde sanki başka
      diyarları geziyormuşum gibi hissederim. Sanat özelliklede geçmiş dönemlere ait bu eserler aynı zamanda bir kültürdür. Toplumlar bu eserlerine gözleri gibi bakarlar. O kadar değerli olmasalar müzede bi dolu güvenlik önlemleri arasında korunulmazlardı.
      Osman Hamdi bey sanırım tapınılsın diye getirtmemiş bu eserleri. Kendisi bir Türk'tü herşeyden önce.. Şimdi bir an düşündümde o sanat eserlerinin üzerindeki ayrıntılar, yapanların ruhlarından
      kattıkları, elleriye şekil verdikleri bu lahitleri bir taş parçası diye adlandıranlar konu saptırmaya çalışanlar kim acaba.. Her şey bu kadar basitmi.. Yazık çok yazık....

    Siz de Yorum yapın