Ağır İşçi

    Yazan: Sis Etiket: »
    Beğeniler


    Çok ağır işçi idik biz. Yaşadığımız, düşündüğümüz her şey her daim kilit altındaydı. Öyle ki bazen birbirimize şart koşmak zorunda kalıyorduk. Hiç ama hiç bırakamadık içimizde dört nala koşan atların gemini. Bırakmamak lazım diye düşündük hep. Hep olmamalı , bu yanlış dedik. Yanlış kime göre neye göreydi çok da sorgulamadık açıkçası ahlaken eğitilmiş dimağlarımızla.

    Kimi zaman birimiz kaçtı koptu, kimi zaman öbürü. Ortalığı toparlamak ise hep kendine bu rolü biçene düştü. Yani mantığım kalbimden önce gelir, aklıma eşlik eder diyene. Niye bu rolü seçtiğini de pek anlamadı ama tahminim hep mantıkla yaşama alışkanlığı yüzünden. Belki de olgun olmalıyım çabasından. Ki hiç kendini öylesine bir salamamıştı 18 yaşından bu yana ; olgun olmalıyım, adam olmalıyım, ben bir başıma yaşıyorum mottosu sebebiyle.

    Bazen bir tek sözcükle bağlanabilen insanlar bazen yine tek bir sözcükle, tek bir kelimeyle birbirini kaybetti. Tam da şu yazımda yazdığım gibi. İnceliklerle düşünemedik belki, o anın ruh hali ile. Ama aslında insan denen yaratık öyle bir şeydi ki hep inceliklerle yaklaşılması gerekirdi. An' ı değil bütünü görebilmek gerekiyordu.

    O dört nala koşan ve ulaşılamayan atların ardında kalan ne mi? Bir kaç buruk güzel ama üzücü anı ve duygu, bir de kalbe baskı yapan mantık.

    Bu da ruh halim işte aşağıdaki. Özgürlüğüm lazım bana, bunu dinlerken ve resimdeki gibi koşabilirken.


    Moody Blues - Lost In A Lost World .mp3


    Found at bee mp3 search engine

    8 Kişi Yorum Yapmış.

    1. Gemi bırakmamak lazım çünkü dünya o atların özgürce koşabileceği bir yer değil. Çarpacak çok fazla duvar ve sivri köşeyle dolu.
      Yazında sözcüklerden bahsediyorsun. Düşünmeden ağızdan çıkıveren ya da söylemeyi düşünemediğimiz bir kaç sözcüğün yürekler(imiz)de ya da yaşamımızda oluşturduğu büyük küçük hasarlardan.
      O "düşünmek" hali bizi "insan" kılıyor ve görünmez gemleri oluşturuyor bana göre.
      "İnsan" olabilmek zor zenaat ve yaşam insanı yoran yıpratan bir çelişkiler yumağı.
      Saat sabahın beşi ve uyanıp bu yorumu okuduğumda inşallah pişman olmam. Özetle umarım saçmalamamışımdır.
      İyi sabahlar Sis...

    2. MeDiKaL says:

      Öncelikle eline sağlık Sis bu güzel yazı için.

      Richard Bach'ın "Mavi tüy" adlı kitabında bir kayaya tutunmuş yosundan bahsedilir. O yosun açık denizleri merak ediyor ama tutunduğu kaya parçasından ayrılırsa başına gelecekleri bilmediği için korkuyor. İçindeki merak ve keşfetme arzusuna dayanamaz ve bir gün kayaya tutunan kollarını gevşetir ve kendini akarsuya bırakır. işte o zaman korkularının boşuna olduğunu anlar. Bir çok insan bu yosun gibi. Kendince bir kayaya tutunmuş ama bir yandan da kendini suyun akıntısına koyverme isteği var. Bazılarınızın bildiği gibi yakın zamanda ben de kendimi suyun akışına bıraktım. İlk anlarda dalgalara alışmak, suyun akışına, sıcaklığına vb duygulara alışmak zor oldu ama bir süre sonra her şeyin korktuğum gibi olmadığını gördüm. Şimdi felsefem "Ömür dediğin bir gündür, o da bu gündür".

    3. Sishyphos says:

      Asumancım,
      İşte her daim düşünebilmeyi başarabilsek. Babamın ( ki kendisini sevmem ) bana öğrettiği tek bir şey vardır iyi olan. Konuşmadan önce bir nefes al derdi. Keşke hep alabilsem işte o nefesi.
      Atların özgürce koşmamasının sebebine ise bayıldım. Cidden çok fazla sivri köşe var.

    4. Sishyphos says:

      Merci medikal yorum için.

    5. Ben hep ağır işçiydim sanırım öylede kalıcam.
      Mantığım daima kalbimden önce geldi ve hep toplamak zorunda olan ben oldum. Oysa ağzımdan çıkanı üç yutkunmada ya söyler ya vazgeçerim. Daima tetikte oldum,kırmamak için kendimi kırdım. Bu ayşımda öğrendiğim ise ki! çok geç insanın önce kendi bedenine saygısı olmalı. Saygı beklemek işte buradan geçiyor. Olgun olmayı 13 yaşımda kendime biçtim, bana ihtiyacı olanları düşündüm kendimi salladım, alışkanlık oldu sonraları da, sallamayı sevmesem de kabullendim.
      Bilmiyorum yazına doğru yorum mu? bu ama yazın beni o yöne götürdü.
      Sevgiler...

    6. Evrim says:

      Hepsinden az az, biraz biraz olsun isteriz ve unuturuz birinin diğerini geçmeye kurulu olduğunu. :)

    7. d@phne says:

      Aslında hepimiz aynı şekilde doğuyoruz. Boş bir kağıt gibi ak ve görevsiz. Sonra yaşamaya başlayınca çevremizdeki insanlar bizim üzerimize yazan kalemler gibi işlemeye başlıyor o kağıdın üzerinde. Yani aslında bizi bizden öncekiler şekillendiriyor. Şanslıysak ve onların üzerine zamanında doğru şeyler yazılmışsa onlar da bizi oya gibi işliyor. Ama şanssızsak ve birileri onları işlerken yırttı, kanattı ise onlar da bizi yırtabiliyor işlerken. İşte bu nedenle kimimiz prenses gibi olup elini kirletmemeyi misyon seçerken, kimimize hep elini kirletmek düşüyor. Kimi yüklere uzaktan bakarken kimi her yükün altına girmeyi zorunluluk sanıyor. Yani kimi ince yumuşak uçlu bir kalemle yazılmış ipeksi bir kağıt, kimi buruşturulup sıkıştırılmış bir mukavva oluyor. Bizim hangisi olacağımızı seçme şansımız yoktu fakat bize verilen kağıtları nasıl şekillendireceğimiz elimizde. yani biz onların şansı ya da şanssızlığıyız. Bu kadar...

    8. Sishyphos says:

      @Yaşamın Kıyısında,

      Sen de atların gemini hiç bırakmayanlardansın yani. Keşke arada bi koş gel diyebilsen onlara.

      @Evrim,

      İnsanoğlunun yapısı işte her şeyi hep ve birlikte istemek.

      @Daphne,

      Diyorum sana bak, sen felsefeye dalmak üzeresin artık :D

    Siz de Yorum yapın