Tv Denen Kutudan Seçmeler-Nuri

    Yazan: Sis Etiket: »
    Beğeniler


    Sanırım Tv seyretmeyeli 2 seneyi buldum ya da geçtim. Hele yerli dizide son noktayı koymuştum ki Sülüman çıktı ortaya. Yapım ekibinde o kadar kayda değer isimler görünce o diziyi izlemeye ( Muhteşem Yüzyıl) başladım. Geçenlerde yine oyuncu isimlerini beğendiğim için aşağıda yazacağım dizinin ilk bölümünü seyrettim. Bu hafta sonu da aile meclisinde çok lafı geçince eve döndüğümde diğer bölümlerine devam edeyim dedim. Ama sadece diyebildim, niyetlenebildim, gerçekleştirmem zor oldu; bir yerden sonra da niye kendime eziyet edeyim deyip vaz geçtim zaten.

    Ben Türk Malı denen diziden de hoşlanmamıştım zaten. Sülümanı da bazen sırıtarak izliyorum. Ama Nuri benim için kapanmış bitmiştir. Aşağıdaki yazı Radikal yazarı Orhan Tekelioğlu' nun aslı burada olan yazısının alıntısıdır.

    Bu arada, çoğunlukla yabancı dizi izliyorum ama onlara da gülmüyor değilim . Fringe adlı dizinin son bölümünde sarışın FBI ajanı ablanın William Bell denen şahsın ruhunun etkisi altına girip Mr. Spock aksanıyla konuşmaya çalışması 43 dakikalık bölümde gözlerimden yaş getirdi. Buradan eşe dosta duyurulur, sapıtmayacak keyifle izlenecek kaliteli dizi arayışındayım. Buyrun Nuri yazısına, pardon yerden yere vuruluşuna ve gerçeklere.


    Yeni sit-com'larımızdan 'Nuri', boşansalar bile erkeklerin eski eşlerinin hayatları üstünde kurdukları hegemonyayı, kıskançlık sultasını komik bir şeymişcesine ekrana getirmekten imtina etmiyor

    Vikipedi bazen çok “eğlenceli bilgiler” bulabileceğiniz bir kaynak. Çünkü, esas olarak vikipedi okurlarının girdiği ve itiraz olmadıkça bilgilerin yerleştirildiği ve geliştirildiği bir madde düzeni var. Vikipedi’deki Nuri dizisinin hem senaristi hem de yönetmeni olan Tayfun Güneyer maddesinde bakın neler yazıyor: “Çocukluk yıllarını ve gençliğini İzmir’de geçirdi. Güneyer okumayı daha ilkokula başlamadan, babası Nevzat Güneyer’in eski kitapçısında Teksas Tommiksleri okuma çabası sonunda kendi kendine öğrendi. (yersen)…Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü birincilikle bitirdi. Daha sonra Chicago Belloit College’da burs kazanarak ‘uluslararası ilişkiler ve medya’ üzerine master yaptı. bütün dizilerinde espiriler aynı olmakla beraber çok kötüdür.” Emin olun, ne aradaki “(yersen)” notunu ben yazdım ne de en sondaki, esprilerin kalitesine ilişkin notu ben düştüm. Belli ki, Güneyer’den hiç hazzetmeyen birisi bu maddeyi düzenlemiş ve ismin sahibi itiraz etmediğinden bu haliyle yayımlanmış, öylece duruyor. ‘Adanalı’ ve ‘Türk Malı’ dizilerinden hatırlıyorum Güneyer’i, bir de Cengiz Semercioğlu’nun programındaki “siyaseten doğruluğu” su götürür bir yorumundan. Türk dizilerinin Ortadoğu ülkelerindeki başarısı ve satılma potansiyelinden söz ederek Semercioğlu, ‘Türk Malı’ dizisi Arap ülkelerinde tutar mı diye sorduğunda, “Arapların esprilerimi anlayacağını sanmıyorum” diye kestirip atmıştı Tayfun bey. Daha önce yazdığım bir yazıda (Radikal İki, 4 Temmuz 2010) ‘Türk Malı’nın esprilerini ne yazık ki anladığımı, ama anladıklarımdan hiç de hazzetmediğimi, çok sorunlu bulduğumu yazmaya çalışmıştım. O sıralar bir çok yorumcu ve TDK temsilcisi, dizide kullanılan Türkçeyi eleştiriyor, o kullanım biçimlerini duyanların taklit etmeye başlayacaklarını, dilimizin daha da bozulacağını iddia ediyorlardı.

    Sokakta kullanılan dilin “doğrusu”, “yanlışı” olamaz, hatta dilin çoğunlukla “yanlışlar” ve farklı kullanımlar yoluyla anlam evrenini genişlettiğini, kendi mecrasında kendi kurallarıyla dönüştüğünü düşünürüm. ‘Türk Malı’nda beni asıl rahatsız eden, şiddetin pervasızca meşrulaştırılması, “komik” bir unsur gibi kullanılmasıydı. Proto-faşizan bir tip olan Erman Kuzu, ne zaman birini fiziksel şiddet kullanacağını ima eden sözcük ya da jestle tehdit etse bir “gülme efekti” duyuluyor ve ekranda kurulan simgesel şiddet gülünesi bir şeymişçesine izleyiciye afiyet bal şekerle sunuluyordu.

    İzleyicinin şaşırtıcı bir yeteneği var, tekrarlara dayanamıyor ve klişelerle patinaja giren bir diziyi izlemeyi bırakarak cezayı kesiyor. ‘Türk Malı’ klişeleştiği an tükendi. Tam bu dert bitti, Erman Kuzu karakterinden kurtulduk derken benzer bir şiddet tezahürü, bu sefer Nuri marifetiyle ekranda tekrar zuhur etti.

    ‘Azgın teke’ klişesi

    Belli ki Güneyer’in “siyaseten doğruluk” ile pek arası yok, yine hem yönettiği, hem de senaryosunu yazdığı yeni dizisi ‘Nuri’de, bir başka toplumsal arızayı “tarafsız” bir dille anlatmayı tercih etmekten geri durmuyor. Boşansalar bile erkeklerin, eski eşlerinin hayatları üstüne kurdukları hegemonyayı, kıskançlık sultasını “komik” bir şeymişçesine anlatmak, içinde şiddet potansiyeli taşıyan bu pervasızlığı olumlamaktan başka nedir ki? Suya tirit bir üslupla kotarılan ‘Nuri’nin klişeler şampiyonu anlatısının en başında medyatik bir klişeler “azmanı” var; “azgın teke sendromu”. Senarist, bu sendromun izleyici tarafından anlaşılmayacağını düşündüğünden olacak, başroldeki kadın oyuncusuna (Meltem Cumbul) iki de bir meşum tamlamayı kullandırarak, bu da yetmiyor, söylerken bir de altına “kahkaha efekti” döşeyerek kafamıza vurup duruyor. Sonunda kafamıza dank ediyor. “Azgın teke sendromu” nedeniyle yirmi yıllık karısını genç ve güzel bir çıtırla aldatmaktan ve neticede boşamaktan geri durmayan Nuri, boşanmanın ardından iki yıl geçmesine rağmen eski eşi Alaçatı’ya dönünce, onu da bir hışım kıskanmaya başlıyor. Sadece Nuri mi? Annesiyle yaşayan ama babasını rol model belleyen küçük oğlan da, babanın evdeki “doğal” bir uzantısıymışçasına, annesine yakınlık duyma potansiyeli olan erkekleri açıkça tehdit etmekten, el hareketleriyle “boğazından koparırım” işmarı çakmaktan geri durmuyor.

    Çocuk olunca komiklik garanti olduğundan, aynı zamanda bolca “gülme efektine” de maruz kalıyoruz. Nedense, çocuklara hayatta yeterince eziyet çektirmiyormuş gibi, dizilerde daha da beter eden bir anlayışa sahibiz. Neredeyse ‘Kurtlar Vadisi’nden fırlamış da küçülmüş ve “delikanlılık” oyunlarıyla “sempatikleştirilmiş” bu çocuk karakterin tehditlerini ne annesi, ne de etrafındakiler tarafından ciddiye alınıyor. Bu manasız genişliğin, bu tehlikeli toplumsal rahvetin neticelerini hatırlamak için çok uzağa değil, sadece Ayşe Paşalı cinayetine bakmak bile yeterli olabilir.

    Müsamere tadında

    Dizideki oyunculuklara gelince, oyunculardan mı, yoksa yönetmenin beceriksizliğinden mi nedir işler iyice sarpa sarıyor. “Doğal oyunculuk” tadında “harikalar” çıkararak azgın tekeyi oynayan Oktay Kaynarca’nın rolünden keyif aldığı ortada ama, ekranın başındakileri güldürebildiği çok şüpheli. Meltem Cumbul’a yönetmen tarafından verilen, sinirlenince “kaşını gözünü oynat da pek komik ol” komutu bir müsamere oyunculuğundan öte bir sonuç vermiyor. Bu minvaldeki bir oyunculuk tecrübesi, daha sonraki kariyerinde Cumbul’a, örneğin yüzün beş ayrı bölgesi aynı anda “botokslandığında” nasıl oynanması gerektiği konusunda önemli ipuçları sağlayabilir! Yan karakterler de kalıplaşmış rol kesmeden mustarip vaziyette. ‘Avrupa Yakası’nda oynadığı rolden bir milim öteye gitmemek konusunda “kararlı” olan Vural Çelik’in, ‘Nuri’de de aynı jest ve mimiklerle oynaması izleyenlere afakanlar bastırıyor. Eşi canlandıran Asuman Dabak’ın, yıllardır sıkıcı bir tutarlılıkla oynadığı nevrotik kadın rolünü terk etmeye niyeti yok belli ki. Klişe bir hikaye üstüne klişe oyunculuğun doğal neticesini reytinglerdeki düşüş gösteriyor zaten. Simgesel ve fiziksel şiddet tehditini temel alan bir komedi anlayışını terk etmenin zamanı geldi de geçiyor.

    4 Kişi Yorum Yapmış.

    1. Bahsettiğin her iki dizi de seyretmeye kesinlikle tahammül edilecek gibi değil bana göre.
      Şu an ben de bir diziden bahsetmek üzere oturdum masaya. Beni çok heyecanlandıran bir diziden. Uğrarsan görürsün :))

    2. su says:

      oktay kaynarca'yı oldum olası sevmem!eğer bir dizide oynuyorsa bilirimki o dizinin algılama seviyesi çok düşüktür.böyle bir kaç kişi daha var,o dizinin seyredilebilirliğine referans olabilecek.her neyse ukalalık olarak nitelendirsenizde ben türk dizisi seyretmiyorum,ha bu sıralar pazar günlerime neşe ve heyecan katan bir diziyi bu konunun tamamıyle dışında bırakarak...behzat ç. olan bu dizi beni benden almış durumda :)ilk seyredişte oldukça antipatik gelebilir ama seyrettikçe sizi sizden alabilecek doğallıkta bir dizi die düşünüyorum ben, birde ankarada geçiyor olması bonusu tabi..

    3. d@phne says:

      kim ne derse desin ben seviyorum nuriyi. oktay kaynarcayı yıllar önce "yengeç sepeti"nde izlediğimden beri hastasıyım bu arada. kurtlar vadisindeki ve adanalıdaki o ucube roller bile değiştiremedi bunu. çok gülüyorum ben nuri'ye.

    4. Sishyphos says:

      aman herkesin dizi keyfi kendine. ben de dün gece geç saatte sülümanın son bölümüne bi bakayım dedim, bitiremeden uyuyamadım.
      insanoğlu dizi keyfiyle vs gibi ottan moktan şeyle değerlendirilmez.

      oktay kaynarca hakkında yanlış hatırlamıyorsam yedi tepe istanbulda tanışmıştım onunla.süper bir dizi ve süper oyunculuktu.

    Siz de Yorum yapın